ÜÇ GÜZEL DOSTA…

Sevgili Dostum…
Şu sıralar içimde doludizgin bir huzur var. Sebebini bilmeksizin ve bunu hiç sorgulamadan tadını çıkarmak telaşındayım. Mutsuz ve her şeyden şikayetçi olan insanları anlayamıyorum. Böyleleriyle karşılaşınca onları içten içe küçümseyişim dudağımın sağ tarafının hafiften kalkmasına sebep oluyor. Bilmiyorum, umarım bunun farkında değildirler.

Bana gönderdiğin son mektupta, benimle paylaştığın sırrı kimseye söylememem için yemin etmemi istemişsin. Buna gücenmedim desem yalan olur. Biz seninle dost değil miyiz? Dost olmak, en başında verilmiş bir yemin değil midir zaten? Anlıyorum, korkuyorsun ama merak etme. Bana güven. Güvendiğin insandan da asla endişe duyma olur mu? Tıpkı benim gibi dostum…

Sevgili Dostum…
Şuanda senin sokak kapısından elinde poşetlerde içeri girmeni büyük bir istekle ve sabırsızlıkla bekliyorum. Umarım bugün erken gelirsin. Yoksa sıkıntıdan ve açlıktan delirebilirim. Bugün de sen her sabah gittiğinde yaptığım gibi önce gidişini pencereden uzun uzun izledim. Sonra sepetin içinde bulunan ve yokluğunda oyalanmam için bana aldığın kemik veya benzeri plastik şeylerle oyalandım. Biraz yemek aradım. Bulamayınca yavaş yavaş bunalmaya başladım. Girmemin yasak olduğu ve her daim kapalı olan, dışarı sucuk veya parça et kokusu sızdıran, altı aralık mutfak kapısını zorladım ama yine açmayı başaramadım. Evi de dağıttım tabi bu sırada. Uyanınca hangi arada uyumuş olduğuma şaşırarak sokak kapısının hemen arkasında seni beklemeye başladım.

Ve işte sen geldin… Bütün sıkıntım, açlığım ve yalnızlığım o anda bitti. Ve yine her geldiğinde yaptığım gibi bütün gücümle zıpladım ve sana sarıldım. Ve sana her sarılışımda olduğu gibi yine senin için yaşadığımı ve senin için ölebileceğimi hissettim. Beni hep sev olur mu?

Sevgili Dostum…
Rafta ne kadar da alımlı duruyordum değil mi? Çok beğenerek beni aldın ve poşete attın. Eve gelince aldığın diğer öte beriyi açıp yeniden inceledikten sonra beni büyük bir özenle o boğucu poşetten çıkardın. Üzerindekileri değiştirmeden yüzüstü uzanıp dirseklerini yatağa, avuç içlerini de çenene dayadın. İşte karşında duruyorum. Hadi kıvır kalın kapağımı. Bu, sana büyük bir haz veriyor biliyorum. Önsözü üstünkörü oku ve asıl hikayeye geç hemen. İlk sayfalarda biraz sıkılırsın belki ama gerisi çok iyi emin ol! Nasılım ama? Etkilendin değil mi. Biliyorum dostum. Bana katıl ki sen de güçlen. Bana katıl ki sana tüm benliğimle kendimi verebileyim. Hadi ama… Çok zor değil. Sen her kelimemi okuduğunda ben eksiliyorum, sen artıyorsun unutma. Ve şunu da unutma: Diğer her şey seni terk edebilir ama ben asla. Neden biliyor musun dostum? Çünkü ben ölümsüzüm!

İlk mektup bir insana, ikinci mektup bir köpeğe, üçüncü mektup ise kitaplara aitti. Bu sıralamamda zayıf olan dostluktan güçlü olana doğru bir akış izledim. Nedenini açıklamam gerekirse; en zayıf olan dostluk türü insanlarla olanı. Çünkü insanların sadık kalma süreleri çok az. Ya da genelde ihanet etmek gibi bir alışkanlıkları var. Gelelim hayvanlarla kurulan dostluklara. Son nefeslerine kadar sizinleler. Ama son nefesine kadar işte… Sonra yine yalnızız. Ve son olarak kitaplarla kurulan dostluklar… İşte onlar hiçbir şekilde karşılık beklemedikleri ve gerçek anlamda ölümsüz oldukları için en sahici ve en sadık olan dostlardır. Umarım hayatınızda sizin de onlara sadık olduğunuz bu üç önemli dosttan vardır. Çünkü bunlar yoksa, hayat gerçekten sohbetsiz bir çaya benziyor.

Naçizane Öneriler

Müzik: Sesine aşık olduğum kadından, Şebnem Ferah’tan ‘Eski’.

Film: Hobbit: Beş Ordunun Savaşı. Serinin diğer filmleriyle karşılaştırdığımda anlatımını yüzeysel bulduğum bir yapım olmuş. Ama tabi ki yine de seriyi tamamlamak gerek öyle değil mi?

Kısa Film: Hiç de düşünmeden nasıl ani kararlar verdiğimizi oldukça çarpıcı bir kurguyla anlatan muhteşem bir fantastik film: Room 8. Birkaç dakikada anlatılan olay, uzun süre düşünmenize sebep olacak. Şiddetle izlemenizi tavsiye ederim.

Kitap: Sabahattin Ali’nin oldukça akıcı kaleminden ‘Kürk Mantolu Madonna’. Hele ki aşıksanız bu kitaba çok anlam yükleyeceksiniz.

Dergi: Piyasadaki birçok dergiyle karşılaştırdığımızda kaliteli diyebileceğimiz ‘GEO’. Bir coğrafya dergisi olan GEO ele aldığı konularla oldukça iyi bir izlenim oluşturuyor.

The following two tabs change content below.
Selçuk Üniversitesi Gazetecilik Bölümü 3. Sınıf öğrencisi

Latest posts by Ebubekir Ağbaba (see all)

12 Yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir