İsimsiz Kırıntılar

İsimsiz Kırıntılar Bölüm 1 (mavikalemsblog)
-Şarap?
-Hayır
– Bira ? –
Hayır –
Viski ? –
Evet birazda çikolata lütfen.
Tatlı yerken acıya ihtiyaç duyulması veya çikolata ve viski de olduğu gibi acıyla tatlı kombinasyonu.Zıt kavramlarda tat aramaktan zevk almak bir hobi oldu artık.Tatlı görünümlü mutlu bir hayatım varken bir kadın siluetine tapmak acıyı beraberinde getireceğini bilmiyordum ,sonrası yalnızlık ama yine teselliyi acı tatlarda arıyordum.Herkes beni deli sanıyordu belki de deliydim birazcık ,evim yoktu sahip olduğum bir şey yoktu yani sayarsak bir kemandı tüm mal varlığım.Sokaklarda polislerden sıkılmaya başladığım zamanlarda kendimi buraya atıyordum.Bir kaç kadeh bir şey içmek ,neden suç sayılıyordu anlamıyordum.Hem ne yani param varken güzel hoş bir çatı altında yanımda güzel bir bayanla beraber milyonlar ödeyerek içtiğim birkaç kadeh meşruyken,kimsenin önemsemediği bir köşe başında içtiğim zaman mı göze kötü görünüyordum .Şerefine kadeh kaldıracağım hiçbir şeyim kalmamıştı.Bana acıdığı için yanı başına oturmama izin veren bir barmen ve yarı fiyatına içtiğim kötü birkaç bira.Yılbaşı olduğu için şanslıydım bugün kemanımın arasına para sıkıştıran çok olmuştu .O yüzden viski istememden şaşırmıştı barmen,inanmamıştı, nasıl ödeyeceksin sorusunu mimikleriyle yineliyordu sürekli.Legal görünen ama legal olmayan işler yapmaktan pay alan insanlar gibi parayı görünce susacaktı.Sokaklarda kaldığım yıllar boyunca gördüklerimden dolayı çocukların masumiyetini bile para ile satın alabileceğimi düşünen insanlar pekte haksız değildi ama işi oraya götürürsek fahişeliği bile meşrulaştırmış olurdum galiba.Sokaklar garipti masum insanların yaşadığı ama adaletin zalimleştirdiği insanlarla doluydu,param varken bunların farkına varmam zor oluyordu.Ortaokul yaşlarındaki çocukların babamdan bile daha iyi içtiklerini görmüştüm.Saç ve sakal uzatmanın bir tarz değil de mecburiyetten olduğu mesela ,büyük balık küçük balığı yer,avlamassan av olursun mantığının mücadelesini,ot savaşlarını ,eğlence anlayışının adam öldürmek olduğunu… Şimdi bunları barmene anlatsam ne saçmalıyorsun demesini gayet normal karşılardım,belki yaka paça dışarı bile atabilirdi .Zamanında kadınlar için söylediğim kelimelerle barmeni kandırabilir miyim sorusu cinsiyetin ruhsal olarakta ayrıldığı gerçeğini gözler önüne getiriyordu.Ama dur orda erkekler ağlamaz cümlesi tamamen yalan.Erkekler fakir oluncaya kadar sever.Kadınların para yemesi umrumda değil ,maddi bir şeyden bahsetmiyorum.Duygusal fakirlik benimkisi bir erkeğin duygularını bitirdiğin gün ölür. Hem kadınlar o kadar çok seviyorsa neden en güzel şiirler erkeklerden çıkar ? Ya barmende şiir seviyorsa ? kahreden sorular bunlar sönmüş umutlarımı şimdide bir barmenin iç dünyasında aramam fazlasıyla komikti.

Başka bir bedende bir duygu peydahlamak hiç kolay iş değil.ister erkek ister kadın olsun bir gonca güle tapanını bulmak zordu haliyle buda yanılgıları beraberinde getiriyor ,duyguları sömürüyor ve ölü bir beden oluyorsun.Tıpkı Ayla’ya benziyordu.Dışardan naif,hayallerle yaşayan,asil gülüşlü…Kitaplardaki kadınlara benzetmiştim onu hani şu kestane rengindeki saçlara bandana takan ,uzun ve İspanyol paçalı kot pantolon giyen üstüne alelade beyaz atlet gibi bir tişört almış sırt çantalı kadınlara benzetmiştim onu.Kitap gibi görünen ama bir o kadarda uğruna kitaplar yazılacak bir kadın gibi.Ayla ismi de çok fonetikti.Albeni reklamında oynayacak kadar karamel olan bir teni çimlerle dans ediyordu.Hani bir adam bir kadını gördüğünde işte bu deyip o kadınla ilgili hayaller kurmaya başlar ya ha işte tamda öyle bir duyguya kapılmıştım ilk gördüğüm zaman.Tabi ozaman bende hipokrat gibi bir doktordum adını taşıyan bir yemini bile içmiştim.Mahallede fiyakam sağlamdı.Dul karı Leyla’nın kızı Sevda hiç peşimden ayrılmazdı hiç haz etmezdim ama ilgi görmek hoşuma da gitmiyor değildi.Her hafta rutin olarak gelir orasına burasına zorla ellettirirdi.Bizde erkeğiz ya anlardım ama ses çıkarmak gelmezdi içimden.Psikoloji tabi gelde Freud’a hak verme şimdi sapık mapık derler adama ama haklı olduğu yerler oldukça.Hem Freud olsa daha özgür olurduk belki de bütün bit yeniği daha tek başına düz durmayı bile beceremeyen tek başına hükümet kurmak isteyen İktidardan gelmiyor mu ? .İçimizdeki cinsel gücü ‘’İD’’ diye tanımlamış dizginlenemeyen bir güdü.‘’itlik yapma’’ ulan tabiri buradan çıkmuştır belki.İşte başıma tüneyen bitin biride Sevda.Sevdayı görmediğim gün işim rast giderdi.Bugünde o günlerden birisiydi galiba,Ayla’yı görmüştüm köşedeki parkta çimlere uzanmıştı.Elinde yırtık sarı yaprakları olan bir kitap iliştirmiş sarı kitap yapraklarıyla gökyüzünün maviliğini birleştirmiş bir sonbaharı andırıyordu.Tanışmak istiyordum ama damdan düşer gibi yanına gidip . Merhaba tanışabilir miyiz ? desem hakkımda çokta hoş şeyler düşünmeyeceği aşikardı.Bu taşınmayı ertelemek en mantıklısıydı .Ya bir daha göremessem sorusuda kafamı kurcalıyordu.Sevdaya zorla mıncıklarken bile kendimi dizginleyemiyordum ama iş Ayla’ya gelince birden geri attım kendimi .Belki ilerde lanet edecektim kendime keşke gitseydim diye ama bu sefer işimi şansa bıraktım. Tıp fakültesinde okurken ilaç prospektüsü gibi bir hocamız vardı çok şey bilirdi ama espiri konusunda oldukça fakirdi . ‘’ Zaman derdi zaman her şeyin ilacıdır’’.Gülüp geçerdim hoca sus artık diyerek.Şuan onun irosini yaşıyorum zaman ilaç olacak mıydı acaba ? pehhh belkide sabah aldığım aspirin çarpıntı yapmıştı Ayla’dan kaynaklı bir şey değildi.

Bütün bunları düşünürken Ayla hala karşımdaydı.Tanrıdan bir işaret bekliyordum işte tam o anda kızarcasına bir gök gürültüsü ve şimşek.İşaret bu olmalıydı ayrılık ? konuşmamalısın ? uzaklaş ? hangisi yo yo hayır Divan Şiirinin Hüsnü Tahlil sanatının canlanmış hali ‘’ Tanrı bu anın fotoğrafını çekiyor’’ işte bu pozitif yaklaşım. Takvimlerden haberim yoktu tarihi bilmiyordum ama bu gün oldukça özeldi ahh metaforlarım platonik çağrışımlarımı tetiklemeyin. Islanıyordum ama bu aşk için sırılsıklam tabirini koymak için çok erkendi henüz kaçmalıydım yağmurdan.Ninem Rahmetten kaçılmaz evlat derdi ama bu sefer aşktan kaçıyordum ben.
Hovarda bir tip değildim babam sayesinde ama yasakları çiğnemeyi severdim.Hem babam hiç erkek gibi davranmazdı onu yapma bunu yapma kızlar için erken falan falan . Her ne kadar mahallenin yakışıklı doktor sıfatını çizsem bile anlayacağınız yıllarca sözde kızlardan uzak olarak yaşadım.Babam garip adamdı ölümüde oldukça garip oldu.Katı bir avukattı,kafasında Avukat Yusuf Bey’in oğlu doktor olmuş sözlerini duyumsayarak yetiştirmişti beni.İstemesemde okudum yoksa bütün hayatım boyunca gözlerime hayallerini çalan bir zanlı gözüyle bakardı. Asosyelliğimde bu yüzdendi. Belki de Sevda kur yaparken ses çıkarmayısımda.Babamdan tek öğrendiğim olay sorgulama yeteneğimdi.Her okul dönüşü anneme adliyedeki mübaşir muamelesi,banada hapise düşmüş davası devam eden bir zanlı teşbihiyle yaklaşırdı. ‘’ Ben Ankara Barosundan Yusuf Korkmaz müvekkilimle görüşmek istiyorum Müjgan Hanım ‘’ dermişcesine bir fotoğraf belirtirdi gözümde.Sorular sorular sorular.Ben hiç birini istemiyordum .Ne bir doktor olmak,ne saatlerce odaya kapanmak ne de söz dinlemek.Lise yıllarıma kadar böyle süre gelen bir yaşamım oldu. Her odaya girişimde saatler boyunca düşünürdüm.Bizden önce birileri dünyaya gelmiş,yaşamış kuralları koymuş,bu işi bu yoldan yapacaksın,böyle yaşayacaksın,bunu olacaksın vs vs. Ama ben bunların hiç birini istememiştim ki hem de hiç birini. Babamın adaletine İlahi Adaletten çok inanmaya başladığım zamanlarda olmuştu elbette. İlahi Adalet !!! Tanrının varlığına inanan insanlar için adaletide yanında getirmeliydi.İstemediğim kalıplarda istemediğim karakterlerde hayat buluyorken ve hatta tüm bunları düşünürken ne tür bir adaletten bahsettiğimin bile ayrımını yapamıyorken bütün hukuk kitaplarını altüst eden bir anne kelimesinde adaleti kavrayabiliyordum ‘’ hayırlısı yavrum hayırlısı’’işte bu kadar basit.Şey gibi Tevekkül et ve Tanrıya bırak.Masumiyette teslimiyet gibi işte .Tanrıya inanıyorum masumum ,kötülük düşünmüyorum masumum ,adını bilmediğim bir kız hakkında hayaller kurabiliyorum masumum … Bazen etik kurallara uydun diye masum olursun bu hayatta ya da bir dayatmaya maruz kaldığında elinden bir şey gelmediği zaman, aynı babamın istediği bir birey olduğum için masum olduğum gibi. Babam da Masum muydu acaba ? Babamda hiç haketmediği bir ölümü hakettiği için masum olabilirdi.Bir yaz günü üşüyerek öldü benim babam . Aynı ismi gibi ironilerle dolu bir ölüm .’’Yusuf Korkmaz ‘’ bir hukuk adamının isminin argoda korkak olarak dalga geçilen bir anlamı olup soy isminin azizliğine uğrayan biri olarak.Akli dengesini kaybetmişti son yıllarında,yıllarca kendine çok iyi bakan adam artık uzun saçlı sakallı bir adam haline gelmişti ve ağzından çıkan tek cümle ‘’Üşüyorum Müjgan’’dı .Her gece dişlerinin titremesine eklenen çığlıklarını duyarak uyurdum. Hayırlısı bu muyudu ? bilmiyorum Babamdan dolayı hem okul yıllarımda olsun hemde babamın hastalık döneminde olsun çok psikolojik tranva yaşadım.Babam üşüdükçe bende üşürdüm .Her gece değişik senaryolar yazarak dalardım uykuya. Bir gece hiç ses gelmiyordu ne bir tıkırtı ne de başka bir şey sadece annemin mi babamın mı ayırt edemediğim hızlı hızlı alınan bir nefes.Odamda yalnızlığımı yaşarken bir merak içerisinde korktum. Beklenen son gerçekleşti mi acaba diye . Yavaş ve korkak atımlarla ayağa kalktım nefes sesini iyice duymak için yanıbaşımda olan radyonun sesisini iyice kıstım,artık daha iyi duyabiliyordum sesi ,ışığı yaktım ve kapıyı hafifçe araladım. Sesler mutfaktan geliyordu emin olmak için annemin yatakta olup olmadığını kontrol ettim ve annem yatakta mışıl mışıl uyuyordu bu babamdı.Baba diye haykırdım birden mutfağa girip ışığı yaktığımda gözlerime inanamamıştım.Babam paçaları ve kollarını bantlamış bir şekilde buzdolabı önünde oturuyordu ne olduğunu anlamam biraz zaman aldı babam üşüyordu ve hava girmesin diye elbiselerini bantlamıştı.

The following two tabs change content below.
Selçuk Üniversitesi Gazetecilik Bölümü 3. Sınıf öğrencisi

Latest posts by Ebubekir Ağbaba (see all)

Tags from the story
, , , ,

1 Comment

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir